19 Mayıs 2012 Cumartesi

Yol


Şehir yaşantısının gürültü ve temposundan sıkılıp, dağları tepeleri aşıp bilinmeyen bir yere gitmek...




Ya bir ormana



Ya da deniz kenarına, dalgaların sesini dinlemeye...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

TOULOUSE LAUTREC (1864 – 1901)


1864 yılında Fransa Albi de dünyaya geldi. Toulouse kontların soyundandır. Sağlığı bozuk bir çocukluk yaşar, 14 yaşında iki kere düşmesi sonucunda sakat ve cüce kalır.
1881 de Paris'e gider. Güzel Sanatlar Yüksekokulunda Bonnat'ın sonra da Cormon'un (burada Van Gogh ile tanıştı) atölyelerine girer. Montmartre'de bir atölyeye yerleşir. Mirliton'a Aristide Bruant'ın kaberisine ve Moulin Rouge'a sık sık gider. Moulin Rouge için büyük yankılar uyandıran afişler çizer. Desen ve çizimleriyle bu çevrelerin yıldızlarını ölümsüzleştirir.









1895 de Louvre müzesinde bulunan (Pom Oyunu Salonu) da pek çok tablosunu sergiler.
1889 da bağımsız sanatçılar salonunda
1893 Goupil galerisinde resimlerini sergiler ve büyük başarı kazanır.
Randevu evlerini dolaşarak en önemli kompozisyonlarından birini yapar. “Salonda” (Albi Müzesi)


Sirklerden ve bisiklet yarışmalarını resmeder. Belçika, İspanya ve İngiltere'ye bir çok defa gider.
Lautrec düzensiz yaşayışı ve alaycı mizahıyla efsanevi bir kişi haline gelir. Resimleri orijinalliği ve güçlülüğüyle 19. yüzyıl sonunun en önemli eserleri arasında yer alır. İlk dönem resimlerinde Degas'ın Japon taşbasmalarının ve izlenimcilerin etkileri sezilir.
Sonra hem psikolojik hem lirik olan çok özel bir anlatımcılığa yönelen sanatçı, dokunaklı portrelerinde, kafe, kabare, tiyatro resimlerinde desene hep ön planda yer vermiştir.


Lautrec'in isviçre ve Amerika başta olmak üzere Fransa dışındaki ülkelerde de bir çok eseri vardır. En önemlileri Louvre (Pom Oyun Salonu) ve özellikle Albi Müzeleri'ndedir. 1901 yılında 37 yaşında iken yaşama veda eder.  






  

14 Mayıs 2012 Pazartesi

EDVARD MUNCH (1863 – 1944 )



1863 yılında Norveç Loten'de doğdu. Çocuk yaşlarda resme yatkın olduğu anlaşılan Munch resim eğitimi görmedi.
1880'de mühendislik eğitimini bırakarak ressam olmaya karar verdi.
Oslo'da akademiye girdi, 23 yaşındayken 110 eserden oluşan ilk kişisel sergisini açtı. 1889 da Paris'deki Leon Bonat'ın sanat okuluna girdi.
1892'de Almanya'da 45 yapıtı sergilendi.
Eksprosyonist (dışavurumcu) akımının Almanya'da gelişmesine önemli katkıları oldu.
“Ölü Anne Anne” resminde Munch bize ölmüş annesinin yatağının başucundan bakar, elleriyle kulaklarını tüm duymak istemediklerine kapatmış dört – beş yaşlarında bir çocuk olarak... bu Munch'ın ilk sessiz çığlığıdır.


“Bahar” tablosunda bahar, on beş yaşında veremden ölen hasta ablasının odasında, açık pencereden içeri sızan güneş ışığı ve ılık esintiden ibarettir.
Munch için hastalık ve acı içerde baharsa dışarıdadır.


Hayata yeni başlamışken ağır yaralar almıştır. Ki bir ömür onları sarmaya uğraşmıştır. Acılarını bir akıl hastanesinde elektro şoklarla dindirmeye çalıştığı biliniyor.
1893 de ünlü resmi “Çığlık” modern insanın ruhsal acılarının simgesi haline geldi. (Geçtiğimiz günlerde 120 milyon dolara satıldı.)


Daha sonra pek çok resminden yalnız, kırık ve uzak bir siluet olarak bize bakıp duracaktır.
1944 yılında Norveç Ekely'de hayatını kaybetti.








11 Mayıs 2012 Cuma

Zafer Coşkusu!


Bu fotoğraf karesini tesadüfen gazetede gördüm. İlk bakışta zafer sevinci olarak algıladım. Dikkatle bakınca "pes doğrusu!" dedim ve elimde olmayarak güldüm. Sporcu, adaleli koluyla Aziz Kocaoğlu'nun boğazını adeta bir mengene gibi sıkmış. 
Kocaoğlu kızarmış, morarmış vaziyette yine de kupayı zaferle kaldırıyor.
Kazanmak demek ki böyle bir şey. 
Ben bu reme "Zafer Coşkusu" ismini verdim. 
Resmi kağıt üzerine akrilik boyama tekniği ile çalıştım.

Yeşil yandı


Resimlerimi figüratif anlatımcı ağırlıkla çalışıyorum.
Bu resimde de yine kağıt üzeri akrilik tekniği ile karşıdan karşıya geçen insanları fotoğraflayıp çalıştım.


Ünlü bir albüm kapağında yer alan The Beatles üyelerinin fotoğrafına gönderme olarak, The Simpsons'ın aynı kostümlerle karşıdan karşıya geçerken yapılan resimlerini çalıştığım resimle örtüşüeceğini düşündüm ve kolaj tekniğini uygulayadım.

Beyoğlu'nda gezersin, gözlerini süzersin



Bu resim de yine, kağıt üzerine akrilik tekniği ile çalıştım. Beyoğlu'nda işsizlikten sıkılmış bir simitçiyi fotoğrafladım. 
Marge Simpson ve iki ablası süper model Linda Evangelista'yı koluna takarak İstiklal Caddesinde gezdirmek üzere kolaj tekniğini uyguladım.
Bu resme "Beyoğlu'nda gezersin, gözlerini süzersin" ismini verdim. 


Not: Marge Simpson ve ablalarının bulunduğu resim, Harper's Bazaar'ın sayfalarında yer almıştır. 

3 Mayıs 2012 Perşembe

Çığlık bugün 120 milyon dolara satıldı



Su götürmez bir gerçek ki; Edvard Munch'ın “Çığlık” adlı tablosu dünyada Mona Lisa'dan sonra en bilinen tablo.Ekspreyonizmin en güçlü eserlerinden olarak kabul edilen 'Çığlık'ta ressam, bağıran ve ellerini başına götüren bir figürü resmediyor. Arka planda ise yürüyüş yapanlar ve tekneler yer alıyor.Ayrıca tablonun çerçevesinde, Munch'ın eser için nereden ilham aldığını anlattığı bir şiiri de bulunuyor. Sanatçı deniz kenarında yürürken anksiyete nöbeti geçirdikten sonra bu tabloyu yaptığı belirtiliyor.
Munch 'Çığlık'ı 1895 yılında yaptı. Resmin şu anki sahibi Peter Olsen'in babası Thomas Olsen Munch'ın komşusuydu ve 1937 de ondan satın aldı.
Aslında tablonun dört farklı versiyonu var, diğer üçü Norveç devleti tarafından korumaya altına alınmış durumda. İkisi müzelerde tutuluyordu fakat çalınmışlardı. Ne ki, bulunduklarında oldukça hasar görmüştü.
Bugünlerde ise New York'taki müzayede evlerinde bahar rüzgarı esiyor. Sotheby müzayede evi tarafından, 119,9 milyon dolara satıldı. Açık artırma sadece on iki dakika sürdü. Eser için yedi kişi yarışsa da son dakikalarda açık artırmaya telefonla katılan iki kişi arsında geçti.
Sotheby's açık artırmayla satılan eserin en renkli versiyonu olduğunu söylemiş. 
Eserin satışından elde edilen parayla Edvard Munch adına bir müze, otel ve sanat merkezi için kullanılacak.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Bugün Cezanne'ın İskambil Oyuncuları adlı tablosu 19 milyon dolara satıldı


New York'taki Christie müzayede evinin İzlenimci ve Modern sanatçılara ait eserleri satışa çıkardığı bahar açık artırmasında Fransız ressam Paul Cezanne'ın “İskambil Oyuncuları” adlı suluboya eseri 19.12 milyon dolara satıldı.
Tablo 1930'lı yıllarda Teksaslı koleksiyoncu Heinz F. Eichenwald'ın sahipti. Ne ki koleksiyoncunun 1953 teki ölümünden beri kayıptı.
Ünlü ressamın 1890 ve 1896 yılları arasında 5 ayrı versiyonunu yaptığı 46.7 cm'ye 30.5 cm boyutundaki “İskambil Oyuncuları” hazırlık çalışmasına 15 ile 20 milyon değer biçiliyordu.
31 resim ve heykelin satışa çıkarıldığı müzayedede, Henri Matisse'in 8 ila 12 milyon dolar değer biçilen 1907 tarihli “Şakayıklar” adlı tablosu 19.2 milyon dolara, Picasso'nun 8 ila 12 milyon dolara satılması beklenen 1968 tarihli “İki nü” adlı tablosu 8.8 milyon dolara alıcı buldu.
Christie müzayede evi 100 milyon dolar toplamayı hedeflerken, 117 milyon dolar gelir sağlamış.

29 Nisan 2012 Pazar

Georges Seurat

Işığın rengine dokunan ressam
2 Aralık 1859 – 29 Mart 1891

Seurat'nın empreyonizmi ışığı yalnızca içgüdülerine dayanarak çözümleyerek, kendiliğinden olma özelliğiyle yetinmeyen güçlü bir tarzı vardı. Empresyonizmi ileriye götürmek için rengi nesnenin boyunduruğundan kurtaran bir yöntem uygular. Bir ışık resmi elde etmek için ışık tayfının katışıksız renklerini kullanır. Bilimsel renk kuramları ve ışık çözümlemeleri konusunda yaptığı sistematik araştırmalar ve renklerin kendiliğinden olan karşıtlıklarını incelemesi onu şaşırtıcı bir sonuca götürür. Renkler artık palet üzerinde karıştırılmıyor, tam tersine bu karışım izlyeicinin gözünde oluşuyordu. Bu nedenle ışık tayfını, katışıksız renkleri tuval üstüne yan yana minik noktalar biçiminde konduruyordu. Bu noktalar ancak, resimden yeterince uzakta olan izleyicinin gözünde birbirine kaynıyordu.
Seurat'ın öneminin bir başka boyutu da, ürettikleri ile kendinden sonraki çok sayıda önemli sanatçıyı etkilemesi ve onların çalışmalarına katkıda bulunmasıdır. Rober Delaunay Seurat'nın ilgilendiği renk teorileri ve nokta mekanizması arasında ayrım yaparken çok dikkatli davranmıştır. Söylediğine göre; “Nokta yalnızca, saf ifadenin aracı olan renk kontrastı kuralının önemiyle karşılaştırılamayacak bir teknik araçtır.”
1800'lü yılların sonunda “aşağı sınıftan” işçilerin resimleri, küçük ölçekli janr resimlerinde daha sık görülen bir temadır, ancak Seurat ilk geniş ölçekli resminde Seine Nehri kıyısında güneşlenen sıradan fabrika işçilerini ortalığı ayağa kaldıracak kadar görkemli bir biçimde tuvale aktarmıştır. Asnieres bir sanayi bölgesidir ve resimde de fabrikalar uzaktan görülebilir. Seurat bu resmi yapmadan önce, en az on dört yağlı boya ile yakalanmış bu küçük eğlence anı onu ortaya çıkaran müthiş emeği gizler. Sonuç, adeta taşa kazınmış gibi, zamanda bir ânın sonsuza kadar yakalandığı tam bir durağanlık duygusudur.
Seurat'nın ilk büyük resmi olan 'Bathers at Asnieres'onun resim oluşturma yönteminin ipuçlarını da içeren bir gerçekleştirilme süreci sergiler. Tümüyle bu resim ile ilişkilendirilebilecek on dört ahşap üzerine yağlıboya ve on adet desenin varlığı biliniyor. Sanatçının bu ön çalışmaları ile konu seçtiği yeri, insanlar olmadan ıssızken resmettiği gibi, özellikle haftasonları pazar günü kalabalığının içersinden ilgisini çeken tüm tipleri ve faaliyetleri çizdiğini bu eskizlerden biliyoruz. Bu ön çalışmaların ortaya çıkardığı bir gerçek de Seurat'nın üstün bir desen becerisine sahip olmadığını ortya koymalarıdır. Bunda ressamın bazı hızlı eskizlerini sırf konusunun renk armonilerini belirlemek için yapmasının veya daha çok insan, hayvan gibi figürlerin konturlarına ve kompozisyon içersindeki konumlarını araştırmaya fazla önem vermesinin de rolü olduğu söylenebilir. Seurat kafasındaki belirsizlikleri gidermek için konu olarak seçtiği yerde etütlerini yaparak projesini adım adım netleştirir.
Zamanın renk kuramlarından etkilenen Seurat özellikle “pointilism” adı verilen teknikle anılmıştır. Bu teknikle saf renklerden oluşan küçük noktalar özenle ve sistemli bir biçimde tüm tuvale uygulanır, böylece renkler izleyicinin bakışıyla iç içe geçerek bütünlük kazanır. Ressam bu tekniği “Bathers at Asnieres'de önde yıkanan kişinin kırmızı şapkasında görüleceği üzere tuvalin çeşitli bölgelerinde kullanır. Teknik daha sonra Signac ve Pisarro tarafından da benimsenmiş, aralarında Van Gogh'un da bulunduğu pek çok ressamı etkilemiştir.
Sanat hayatı boyuncqa noktalama tekniğinnin öncüsü olarak anılan Seurat, noktaların beynimizde birleşip bütünlük oluşturacağını savundu. Seurat'ın noktacı tekniğine özgü nokta benekleri ve karşıt değerlerin dengeli kullanımı, rengi optik olarak elde ederek daha canlı bir görünüm elde etmesini sağlamıştır. 1891 Bağımsızlar Salonu'nun açılışından sonra Seurat, 32 yaşındayken iltihaplı anjinden yaşamını yitirdi. Anlaşmazlıklar sonucu uzaklaştığı yeni izlenimciler grubu sanatçının ölümünden büyük üzüntü duydu.  








22 Nisan 2012 Pazar

AMEDO MODIGLIANI



1884 yılında, Seferad yahudilerinden olan Flaminio ve Eugennia'nın dördüncü ve son çocuğu olarak LIVOURNE'de doğar.
Yaşamı ilk gençlik yıllarında akciğer enfeksiyonu ile başlar. Ancak bu onun sanat eğitimi almasına engel olmaz.
1902 yılında Floransa'daki Serbest Nü okuluna kaydolur. 1903 de Şili'li ressam Manuel Ortiz de Zarate ile arkadaş olduğu Venedik'teki Güzel Sanatlar Enstitüsü'nde çalışmalarına devam eder. Arkadaşı Ortiz Paris ateşini harekete geçirir. (Loutrec, Gouguin, Van Gough ve Cezanne'dan kendisine bahsetmiş olan arkadaşı) Ortiz'dir. Yaşamının olumsuzluklarına karşın kendisini geliştirir. İtalya'da yavaş yavaş tanınmaya başlamış, az çok para da kazanmıştır resimden.
1906 yılında Paris'e taşınır ve yaşamının en önemli devri de böylece başlar. Picasso ve arkadaşları Max Jacob, Maurice de Viaminc, Kees Van Dogen gibi sanatçı ve yazarların bulunduğu entelektüel çevre içine girer. Van Gaugh, Gougin, Toulase, Lautrec, Cezanne, Matisse, Picasso gibi ustalardan büyük ölçüde etkilendiği, benzer işler ürettiği bu döneminden sonra 1917'lerde kendine özgü derin konturlarla, canlı renkler ve kuvvetli ışıkla karakterize ettiği, sentezlediği olgun stilini bulur.
Paris'e yerleştiği yıllarda başladığı nü tabloları onun sanatında büyük önem taşımakta ve kendisine has tarzını anlamamız için büyük ipuçları vermektedir.
Modiglani bu dönemlerde, içinde bulunduğu fakirlik ve hastalıklara rağmen kendisini geliştirmekten geri kalmamış portrelerinin yanı sıra kabilelere ait sanatı da araştırmış, Afrika sanatı konusundaki bilgisi bir heykeltraş olarak gelişiminde can alıcı olmuştur.
Sanatçı yaşamının en büyük aşkı, kendisi gibi ressam olan Jeanne He'buterne ile yine bu dönemde bir resim atölyesinde tanışır. Büyük aşkalrından aynı isimde bir de kızları olur. Alman istilası tehlikesi karşısında Nice'e taşınırlar.

1919 yazında eleştirmenlerce övülen ve işleri en çok sergilenen sanatçı olur.
Aynı tarihlerde modiglianı aşırı kan kayıpları ile sonuçlanan öksürük ataklarından ızdırap çekmeye başlamıştır. Hastalanır. Bir kaç haftayı yatakta geçirir. 24 Ocak'ta 36 yaşında hayata veda eder. Büyük aşkı Jeanne iki gün sonra iki küçük kızını ardında bırakarak beşinci kattaki apartman dairesinden atlayarak intihar eder. Jeanne o sırada hamiledir.